ABDULKADİR's profileABDULKADİR's spacePhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    February 03

    pöf

    SilEmİyOrSaN KaRıLaYaCaKsIn.........
    January 28

    işte bu ya

    Baris Manço Fransa'da bir televizyon kanalinin canli
    yayinina konuktur...
    Küstah bir spiker vardir ve Baris Manço ile dalga
    geçmektedir...
    Sürekli, "iste Türk, yani barbar, vahsi vs..."
    demektedir...
    Baris Manço daha fazla dayanamaz ve spikere
    "yaninizda kâgit para var mi?" diye sorar!
    Bu soruya spiker sasirir ve "evet var ama n'olacak"
    der...Baris Manço israr edince spiker cebindeki kâgit
    paraları çikartir...
    Bu olaydan az önce Baris Manço canli yayinda
    "Anahtar" adlı sarkisini söylemiştir...
    Bu sarkinin bir bölümü söyledir:
    "Bes Akif- bir Saat Kulesi, iki Kule-bir Fatih, bes
    Fatih-bir Mevlana, iki Mevlana-bir Sinan"
    (Baris Manço / Anahtar sarkisi / Darisi Basiniza
    Albümü / 1992)
    Bu sarki bir matematik sorusudur ve sarkida adi geçen
    kisiler o dönemdeki
    Türk parası olan banknotlarin arkasinda fotografi
    olan kisilerdir...
    Baris Manço spikere sorar: "Bu paranizda fotografi
    olan kisi kim?"
    Spiker:"General......." Baris Manço diger paralardaki
    fotograflari olan
    kisileri de sorar, spikerin verdigi cevaplar hep
    aynidir,
    "General.......", "Amiral...........", "Komutan............."
    Spikerin bu "falanca General, falanca Amiral, falanca
    Komutan" cevabından sonra,
    bu sefer de Baris Manço cebinden Türk paralarini
    çikarir... Spikere der ki:
    "Bu parada fotografi olan kisi Mehmet Akif Ersoy'dur.
    sairdir...
    Bu fotograftaki kisi Mevlana'dir. Düsünürdür...
    Bu paradaki fotografi olan kisi Fatih Sultan
    Mehmet'dir. Adaletin sembolüdür...
    Bu paradaki kisi ise Atatürk'tür. "Yurtta baris,
    dünyada baris" diyen kisidir...
    Bizim paralarimiz bunlar... Biz Türkler ince ruhlu,
    kibar, medeni insanlar
    olduğumuz için paralarimizin arkasına
    "sairlerimizin",
    "düsünürlerimizin","bilim adamalarimizin"
    fotograflarini bastik...
    Siz Fransizlar kendiniz barbar, vahsi oldugunuz için
    paralarinizin arkasina hep savas
    Adamlarinin fotograflarini basmisiniz!" der...
    Baris Manço'nun bu müthis cevabindan sonra televizyon
    yöneticileri
    Canli yayini keserler ve spikeri oradan kovarlar,
    baska bir spiker yerine
    gelir ve canli yayin yeniden baslar, yeni spiker
    Baris Manço'dan ve
    Türklerden özür diler, programa böylece devam
    edilir..

    DÜŞÜNDÜRECEK BİR OLAY

     

    Jack yavaslamadan once Takometreye bakti: Hiz limitinin 50 oldugu
    yerde 73 ile gidiyordu ve son dort ay icerisinde dorduncu defa polis
    tarafindan
    durduruluyordu. Bir insan nasil bu kadar sanssiz olabilirdi?
    Jack arabasini saga cekti. "Insallah su anda yanimizdan daha hizli bir
    araba gecer" diye dusunuyordu.
    Polis elinde kalin bir not defteri ile arabadan indi.
    Bob? Bu Polis Kiliseden Bob degilmi?
    Jack iyice arabasinin koltuguna sindi. Bu durum bir cezadan daha
    kotuydu.
    Kiliseden tanidigi bir Polis, arkadas olduguna bakmaksizin birini
    durduruyordu. Hem de hizli gidip, trafik kurallarini ihlal ettigi
    icin.
    "Merhaba Bob. Birbirimizi yeniden boyle gormemiz cok ilginc"
    "Merhaba Jack" Bob gulumsemiyordu.
    "Beni, karimi ve cocuklarimi gormek icin eve giderken yakaladin"
    "Evet oyle" Bob umursamaz gorunuyordu.
    "Son gunler eve hep cok gec geldim. Cocuklarim beni uzun suredir hic
    gormedi. Ayrica Diana bana bu aksam Patates ve biftek yiyecegimizi
    soyledi. Ne demek istedigimi anliyormusun?"
    "Evet ne demek istedigini anliyorum. Ayrica trafik kurallarini ihlal
    ettiginide biliyorum." diye cevapladi Bob.
    "Eyvah! Bu taktik fazla ise yaramayacak gibi. Taktik degistirmek
    gerekli" diye dusundu Jack "Beni kac ile giderken yakaladin?"
    "Yetmis. Lutfen arabana girermisin?" dedi Bob.
    "Ah Bob,bekle bir dakika lütfen. Seni gordugum anda Takometreye
    baktim. Sadece 65 ile gidiyordum."
    "Lutfen Jack, arabana gir" diye usteledi Bob.
    Jack cani sikkin bir sekilde arabasina girdi, kapiyi carparak kapatti.
    Bob not defterine bir seyler yaziyordu.
    "Bob niye benim ehliyetimi ve araba ruhsatini istemiyorki" diye
    dusundu Jack.
    Ne olursa olsun, bundan sonra kilisede bu adamin yanina oturmaktansa,
    birkac Pazar Jack kiliseye gitmeyecekti.
    Bob kapiyi tiklatiyordu. Jack arabasinin penceresini 5 cm kadar acti.
    Bob Jack'a bir kagit verdi ve gitti.
    "Ceza degil bu" diye kendi kendine soylendi Jack. Bir anda sevinmisti.
    Bu bir yaziydi ve kagitta sunlar yaziyordu:
    "Sevgili Jack, benim bir kizim vardi. Alti yasindayken cok hizli araba
    kullanan biri tarafindan olduruldu. Bu kazadan dolayi, adam
    cezalandirildi. 3 ay hapishane cezasiydi bu. Bu adam hapishaneden
    cikinca kendi cocuklarina sarilip, opup, onlari tekrar koklayabildi.
    Ama ben... Ben kizimi tekrar koklayabilip, opebilmek icin, cennete
    gidinceye kadar beklemem gerekiyor. Bin defa adami affetmeye calistim.
    Bin kerede basardigimi zannettim. Belki basarmisimdir, ama hala kizimi
    dusunuyorum. Lutfen benim icin dua et ve dikkat et Jack, tek bir oglum
    kaldi."
    Jack 15 dakika kadar bir sure yerinden kipirdayamadi. Daha sonra
    kendine gelip, yavas yavas evine gitti. Evine varinca, cocuklarina ve
    karisina sikica sarildi.
    Hayat cok degerli, surekli dikkat et. Dikkatli araba kullan ve
    baskalarinin hakkina saygi goster. Hicbir zaman unutma, istedigin
    kadar araba satin alabilirsin, ama insan hayatini...

    karar verme

    Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Çok fakirmiş ama Kral bile onu
    kıskanırmış...Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, Kral bu at
    için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam
    satmaya yanaşmamış.. "Bu at, bir at değil benim için; bir dost, insan
    dostunu satar mı" dermiş hep. Bir sabah kalkmışlar ki,at yok. Köylü
    ihtiyarın başına toplanmış: "Seni ihtiyar bunak, bu atı sana
    bırakmayacakları, çalacakları belliydi.Krala satsaydın, ömrünün sonuna
    kadar beyler gibi yaşardın.Şimdi ne paran var, ne de atın"
    demişler...İhtiyar: "Karar vermek için acele etmeyin" demiş."Sadece at
    kayıp" deyin, "Çünkü gerçek bu.Ondan ötesi sizin yorumunuz ve
    verdiğiniz karar.Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans
    mı? Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç.Arkasının
    nasıl geleceğini kimse bilemez." Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla
    gülmüşler.Aradan 15 gün geçmeden at, bir gece ansızın dönmüş...Meğer
    çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine.Dönerken de, vadideki 12
    vahşi atı peşine takıp getirmiş.Bunu gören köylüler toplanıp
    ithiyardan özür dilemişler."Babalık" demişler, "Sen haklı çıktın.
    Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu
    senin için, şimdi bir at sürün var.." "Karar vermek için gene acele
    ediyorsunuz" demiş ihtiyar. "Sadece atın geri döndüğünü
    söyleyin.Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini
    henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç.Birinci cümlenin birinci
    kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?"
    Köylüler bu defa açıkçn ihtiyarla dalga geçmemişler ama içlerinden "Bu
    herif sahiden gerzek" diye geçirmişler...Bir hafta geçmeden, vahşi
    atları terbiye etmeyeçalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve
    ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta
    kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara."Bir kez daha haklı
    çıktın" demişler. "Bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre
    kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok.Şimdi eskisinden daha
    fakir, daha zavallı olacaksın" demişler. İhtiyar "Siz erken karar
    verme hastalığına tutulmuşsunuz" diye cevap vermiş."O kadar acele
    etmeyin. Oğlum bacağını kırdı.Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar.
    Ama acaba ne kadar doğru. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve
    ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez." Birkaç hafta sonra,
    düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle
    eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler,
    ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar.
    Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş, giden
    gençlerin ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş.
    Köylüler, gene ihtiyara gelmişler... "Gene haklı olduğun kanıtlandı"
    demişler. "Oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında. Oysa
    bizimkiler, belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının
    kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer..." "Siz erken karar
    vermeye devam edin" demiş, ihtiyar. "Oysa ne olacağını kimseler
    bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler
    askerde... Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şnssızlık
    olduğunu sadece Allah biliyor."


     

    Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlamış:

    "Acele karar vermeyin.Hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında
    karar vermekten kaçının. Karar; aklın durması halidir.Karar verdiniz
    mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur.Buna rağmen
    akıl,insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak
    tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar.Oysa gezi asla sona ermez. Bir
    yol biterken yenisi başlar.Bir kapı kapanırken, başkası açılır.Bir
    hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu
    görürsünüz."

    en değerli

     
     
    En Değerli İnsan
    İki komşu ülkenin hükümdarları birbirleriyle savaşmazlar ama her
    fırsatta birbirlerini rahatsız ederlerdi. Doğum günleri, bayramlar da
    ilginç armağanlar göndererek karşıdakine zekâ gösterisi yapma
    fırsatlarıydı. Hükümdarlardan biri, günün birinde ülkesinin en önemli
    heykeltıraşını huzuruna çağırdı.

    İstediği; birer karış yüksekliğinde, altından, birbirinin tıpatıp
    aynısı üç insan heykeli yapmasıydı. Aralarında bir fark olacak ama bu
    farkı sadece ikisi bilecekti. Heykeller hazırlandı ve doğum gününde
    komşu ülke hükümdarına gönderildi. Heykellerin yanına bir de mektup
    konmuştu.
    Şöyle diyordu heykelleri yaptıran hükümdar:
    "Doğum gününü bu üç altın heykelle kutluyorum. Bu üç heykel birbirinin
    tıpatıp aynısı gibi görünebilir. Ama içlerinden biri diğer ikisinden
    çok daha değerlidir. O heykeli bulunca bana haber ver."
    Hediyeyi alan hükümdar önce heykelleri tarttırdı. Üç altın heykel
    gramına kadar eşitti. Ülkesinde sanattan anlayan ne kadar insan varsa
    çağırttı.
    Hepsi de heykelleri büyük bir dikkatle incelediler ama aralarında bir
    fark göremediler. Günler geçti. Bütün ülke hükümdarın sıkıntısını
    duymuştu ve kimse çözüm bulamıyordu. Sonunda, hükümdarın fazla
    isyankâr olduğu için zindana attırdığı bir genç haber gönderdi. İyi
    okumuş, akıllı ve zeki olan bu genç, hükümdarın bazı isteklerine karşı
    çıktığı için zindana atılmıştı.
    Başka çaresi olmayan hükümdar bu genci çağırttı. Genç önce heykelleri
    sıkı sıkıya inceledi, sonra çok ince bir tel getirilmesini istedi.
    Teli birinci heykelciğin kulağından soktu, tel heykelin ağzından
    çıktı.
    İkinci heykele de aynı işlemi yaptı. Tel bu kez diğer kulaktan çıktı.
    Üçüncü heykelde tel kulaktan girdi ama bir yerden dışarı çıkmadı.
    Ancaktelin sığabileceği bir kanal kalp hizasına kadar iniyor, oradan
    öteye gitmiyordu. Hükümdar heykelleri gönderen komşu hükümdara cevabı
    yazdı :
    * Kulağından gireni ağzından çıkartan insan makbul değildir.

    * Bir kulağından giren diğer kulağından çıkıyorsa, o insan da makbul
    değildir.

    * En değerli insan, kulağından gireni yüreğine gömen insandır. Bu
    değerli hediyen için çok teşekkür ederim.

    October 30

    BUGÜN BAŞARI IÇIN NE YAPABİLİRSİNİZ?

     
     
     

    Dünyayı değiştirmek istiyorsan, dünyanı değiştir!

     

    Dünyayı değiştirmek istiyorsan önce dünyanı değiştir. Önce düşünmeyi öğren sonra düşünceleri, önce kendini tanı sonra başkalarını, varlıklı olmadan önce var olmaya çalış; birinin adamı değil, biri ol; başarılıymış gibi 'görünmeye' değil, başarılı 'olmaya' çalış; önce yaşama sanatını öğren sonra diğer sanatları...Dünyayı istediğin gibi bir yer yapmaya kendinden başla, önce kendin istediğin gibi biri ol!

     
    October 28

    ....

     
     
    .............
    yüzünle konuşuyorum şimdi!
    bir beyaz hayal seriliyor çimenlerime;
    papatyalara benziyor...(dönüyor sonra sarışın bir kuş sürüsüne..)
    gözlerinde dokunuyorum güzelliğine..
    seni özlüyorum anlamıyorsun
    tutup öldürüyorum birini (sevgim kanıyor..)
    gömüyorum sineme...

    sustum!..
    ............
    ellerini tutuyorum şimdi!
    başak dolu bir ova nazlanıyor gözümde..
    göçüyor harman yerlerine..(rüzgara direnen yaba gibi)
    bir inip bir çıkıyorsun gene de,
    sen duymuyorsun
    samanların arınıyor tenimde
    tanelerinde acıkıyorum...
    parmaklarını yiyorum kimse görmüyor
    benimdir onlar, vermem geriye...

    sustum!..
    ............
    saçlarını kokluyorum şimdi
    tel tel güller doluyor bahçelerime..
    kar mevsimini düşünmüyorum hiç!..(leylekler ağaç tepelerinde)
    kim demiş!
    doruklar beyaz değil!..beyaz değil işte....
    sen görmüyorsun
    yazdan kalma güneşle eğiliyorum
    kırmızıların solmasın diye.

    sustum!...
    ...........
    uzaklığını ölçüyorum şimdi..
    mesafeler artıyor içimde..
    yollar büklüm büklüm..yollar dikine...(noktam derinleşiyor gitgide)
    sen bilmiyorsun
    kilometre taşlarını kaç kez saydım dersin...
    bir tanesi bile yoktu
    kapının önünde...

    bir kürek kor ateş bulup
    üfledim yüreğime...

     

    Suskunlugumu bozarsam kiyamet kopacak gibi...

     
     
    Yorgunlugum , yuregimle savasim ve hayatla kavgam...

    Yuregimdeki aciya , icimde kopan firtinalara daha ne kadar tahammul edebilecegimi bilmiyorum?
    Seni sensiz yasamayi ben cok uzaklardan gelirken terketmis olmak isterdim.Onume takilan her engeli cok uzaklarda birakmis olmak isterdim.Gercekten sevenlerin birbirine kavusamadigi dogru mudur? neden yuregim seni icinden cikartmak istedikce daha da derinlere batiyorsun?Artik gercekten icime islemissin biliyor musun , hucrelerimde bile hissediyorum seni...

    Yoklugun , burdaki yoklugun tarif edilemeyecek bir duygu.Ben cok uzaklarda seni sensiz yasamaya calisip yapamazken , burda nefes alamadigimi hissediyorum cogu zaman.Bu bombos kalabaligin icinde sana denkgelme umudumu bile kaybetmek , bir hastane odasina guluslerimi saklamak ve bir takvim yapraginda gun hesaplamak...Ya senin yasadiklarin , daha nereye kadar yuregine aci yukleyeceksin?Daha nereye kadar sevindirmeyen zaferler kazandiracaksin yuregine?

    Disari ciktiginda ne olucak? Her cikanin saskinligi nasil bir seydir? O sana da ugrar mi?

    Hayattaki hic bir zorundaligi sevmeyen biri oldugunu biliyorum ama aklini guzel kullanmak zorundasin artik , aklina eseni degil aklina yatani yapmak zorundasin.Zamansiz patlamalari degil sessiz volkanlari beklemelisin.Kendi dogrularinla hayattaki dogrulari birbirine uyarlamak zorundasin.Artik dusunmek zorundasin kendini...

    Seninle yasadigim bu sevdayi ne benim , ne de senin gibi yasayan bir insan daha bulamam yeryuzunde bence.Ne sen seni benim gibi seven bir insan bulabilirsin , ne de ben cikardigimi dusundukce derinlere sakladigim seni yuregimden sokup atabilirim.Ne garip bir sevda ki bulusturmadi bizi , kactikca yakalandik ama yakalandikca da kactik birbirimizden.Ne sen affettin beni ne de ben seni ama gozlerimiz birbirine hic kusemedi...

    Yuregimle savasim , hayatla kavgam ve sen...

    Kucuk bi selam gondermek bile agirlik yapiyor artik yuregimde...
    Suskunlugumu bozarsam kiyamet kopacak gibi...

    son mu

     
     
    Son sözü söylemenin sözüm ona keyfini yaşarken filmlerdeki
    gibi 'ceketimi aldım ve arkama bile bakmadım' repliğini
    eşe dosta
    böbürlene böbürlene anlatırken bir daha dönmeyeceğine emin misin?..

    Büyük bir gürültüyle içerdekinin yüzüne çarptığın kapıyı, bir süre sonra
    nazik nazik tıklamayacağından hiç şüphe duymuyor musun?..

    Yataktan kalkarken aylarca aklında hep yanında olurken artık birkez daha dokunmayacak
    kadar onurlu musun?..

    Merdivenlerden hışımla inerken sildiğin telefon numaramı
    tekrar
    yazmayacağına dair ettiğin yemini tutabilecek misin?..

    'Beni bir daha arama' diye bağırırken 'Beni bir
    daha aramayacak' kadar kendine güveniyor musun?..

    Ağız dolusu sövgülerin için yüzün kızararak özür dilemeyecek kadar
    karakterli misin?..

    Aynı ismi taşıdığımız arkadaşına seslenirken aklına gelme olasılığım seni
    rahatsız etmiyor mu?..

    Bir süre sonra ortak arkadaşlarımıza 'ne yapıyor, iyi mi'
    diye sormayacağından...

    Başka biriyle gördüğünde üzülüp, sinirlenmeyeceğinden...

    O akşam yağmura aldırmadan niçin kendini yerlere atıp, hıçkıra hıçkıra
    ağladığını eşe dosta izah edecek mazeretlerin hazır mı?..

    Bazı şarkılarda özellikle bizim yıldız tilbe şarkımızda gözünden akan suyun yaş olmadığına inandırabilecek
    misin yanındakini?..

    'Ne olur gitme' derkenki halimi, yaşlı gözlerinle
    'Ne olur, hata yaptım' derken yaşamayacağından...

    Yalvarırken bıraktığın bana bir şans daha için
    yalvarmayacağından...

    Perişan bırakırken, perişan dönmeyeceğinden, emin misin?

    Terk edip giderken, dönmeyeceğine söz verir misin?..
    March 02

    uzaktaki sevgiliye

    Uçurumun kıyısındamı yaşamak?
    insanın dilekleride bir yere kadar..
    sonu geliyor işte.elini sol yanına koyduğunda ıssız olduğunu hissediyorsun.umutların yeşerecek derken,birden kuruyup gittiğine şahid oluyorsun.
    bu günde sensiz geçti sewgili....
    bu gün yüreğimdeki umut mumlarından birine daha üfledim!
    sensizliği doyasıya yaşadığım şu günlerde,sana hasret olduğumu yalanlıyorum..
    cesaretim yok!inan kendime bile söyleyemiyorum çoğu şeyi.
    yokluyorum bazen içimde biryerleri,son kalan sewda parçalarını usul usul okşuyorum..
    bir çift siyah göz geliyor gözlerimin önüne,
    uzak bakışları serin,anlamı derin,
    we artık benim değil..
    ben küçükkende uğursuzdum zaten:
    ne dondurmam külahımda dururdu,ne de toz leblebilerim rüzgara dayanabilirdi..
    oyuncaklarım bile soğuktu..
    şimdi olmaman okadar da şaşırtmıyor yani.
    nasıl olsunki??
    sarı saclı bebek misali,çok ama çok istedim seni..
    özlemlere kucak açtım sewgili,mesafelere doydum ellerin yerine.
    sigaramı soludum sacların yerine..
    belki bir gün diyorum şimdi.
    olur ya hayat insafa gelir.
    kimbilir???
    January 26

    üzgünüm

     
     
     
     
     
    Benim Sevdiğim Laflar'a girer..
    "Keşke insanları geldikleri gibi atabilsek yüreğimizden.."




    sevmek, sevilmekten daha güzeldir.

    Ben sevmeyi severim.. Sevdiğim de beni severse ne ala..
    Ben bu "Ne ala"yı doyasıya yaşamadım hiç.. Bana olan sevgilerini anlatmak için sözcük bulamadıklarını söyleyenler, ertesi gün terkedip gittiler..




    Hayatta en nefret ettiğim şeydir acınmak..
    Hele bir sevgi dilencisi gibi acınmak..
    Sevmek benim.. Kime ne?.. Umut da benim, eğer umutlanıyorsam kime ne?..




    Bitince biter ya.. Bir de umudun bitince biter, yaşam..
    O zaman devam..
    Sevmeye devam!..



    ÜZGÜNÜM MAZİMGEL
    October 24

    halet

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

    HAyaLEttt
    24 Ekim 01:24

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

      

    img125/2118/vvvvvbm7.gif 
    Yiğit olanın lokması cana azıktır  hanımlar beyler
    Kimse bana söylemesin buna yazıktır  hanımlar beyler
    Soyu soysuz olanın sütü bozuktur hanımlar beyler
    Bunların soyu bozulmuş Türk'e düşman göbekten
    Bu hesap sorulacak Apo denen köpekten!

    Kan istediniz canlardan bitmedi inadınız
    Oğuz size yar olmadı budüz idi adınız
    Senelerdir bu vatanın ekmeğini yediniz
    Suyunuzu keseceğiz dağlardaki gölekten
    Bu hesap sorulacak Apo denen köpekten!

    İhanete yar mı olur, yüce dağların karı
    Üstünüze zalım geldi bu senenin baharı
    Deli poyraz gibi vurdu öksüzlerin kaharı
    Eleneceksiniz beyler ince ince elekten
    Bu hesap sorulacak Apo denen köpekten!

    Dağlar, taşlar bu ovalar bilin ki Türk'ün yurdu
    Aslımız insan neslidir Türk'e semboldür Kurd'u
    Soyu ermeni olanlar nerden bilecek Kürd'ü
    İhaneti seyreyleyin perdedeki delikten
    Bu hesap sorulacak Apo denen köpekten!

    Feryat eylemez mi sandın yavrusuna bir ana
    Sizler doymak bilmediniz akıttığınız kana
    İnsan olan cana kıymaz, nasıl kıydınız cana?
    Anası nenni söylerken kan damlıyor belekten
    Bu hesap sorulacak Apo denen köpekten!

    Alperenler şehadeti seslenirken çağrına
    İbrahim'in dedileri nişan oldu bağrına
    Mehmetçik'ler şehit düştü bu vatanın uğruna
    Vatan mı istediniz ulan şerefsizler beşikteki bebekten?
    Bu hesap sorulacak Apo denen köpekten!

    Hainlerin yaptıkları yanlarına kalır mı?
    İhanetin affı olmaz sizi millet salar mı?
    Vatan şehitler toprağı seni toprak alır mı?
    Boynuna urgan dolayın sağlam olsun ipekten!
    Bu hesap sorulacak Apo denen köpekten!

    Başı bozuk yaylalarda bol keseden savurdun
    Ne dinin var, ne imanın sen ne biçim gavurdun?
    Hem korkaksın, hem zavallı zoru gördün kıvırdın!
    Urgan bile dava eder boynundaki ilmekten!
    Bu hesap sorulacak Apo denen köpekten!

    Şehit anaların gözündeki yaş bitsin
    Vatanımın üstünden kara bulutlar gitsin
    Asalım  gardaşlar bu iti, şehitler rahat etsin!
    Bu Sefai deli oldu, senelerdir demekten
     
     img20/3170/calismam2sehitleryj7.gif
    HAyaLEttt

     

    Fotoğraf-0063
    October 21

    SEN YA

    Fotoğraf-0063
     
     
     
     
     
     
    SEN DÜNYANIN EN AKILLI INSANISIN...

     
     
    Savaş olmaz eğer sen istersen.

    Eğer sen istersen tozu dumana katarsın,

    Çaresiz dert, çözümsüz hastalık kalmaz.

    Silinmeyen derin izler bırakırsın eğer sen istersen…
     
    Görüyorum ki istemiyorsun. Gününün yarısını dedikodu ve chat yapmakla, diğer yarısını da magazin programlarını izlemekle geçiriyorsun. Sence hakkını veriyor musun aldığın oksijenin. Sence yakışıyor mu bu sana. "Ben tek başıma ne yapabilirim ki?" diyorsun, sürekli aşağılıyorsun kendini. Bunu yapma ve unutma! Dünyayı daima bir kişi değiştirmiştir. Tarih kitaplarında yazan doğru değil! Parayı Lidyalılar bulmadı. Parayı bir tane zavallı Lidyalı buldu ve dünyayı değiştirdi. Yazıyı da Sümerler bulmadı aslında. Belki de sümüklü bir Sümerli buldu yazıyı :)… Dünyayı hep bir kişi değiştirdi. Sana, bana benzeyen bir kişi. Şimdi bi daha düşün! Kendini düşün! Sen de bir kişisin, tıpkı Einstein gibi, Newton gibi, hatta Fatih gibi, Kanuni gibi, Atatürk gibi bir kişisin. Seni engelleyen ne peki?

    Hani sen ezelden beridir hür yaşamıştın, hani kükremiş sel gibiydin, bendini çiğner aşardın, enginlere sığmazdın hani… Hani sana zincir vuracak bir çılgın tanımıyordun. Ne oldu? Sana ne oldu? Kendi kendine zincirler vurdun! "Ben tek başıma ne yapabilirim ki?" dedin, diyorsun! Hadi kendine gel, yeniden hatırla ve sonsuza kadar unutma!
    Sen "O"sun! Sen dünyanın en akıllı insanısın!

    (ERDAL DEMIRKIRAN'IN KİTABINDAN ALINTIDIR)
     
     
                                          BASİT BİR TERCİH YAP  !
     
                                                                                    YA BİR İZ BIRAK, 
     
                                                                                                                                             YA DA İS. . .


     
    August 04

    TÜRKİYE...TÜRKİYE......TÜRKİYE

    noavatar
     
     
     
     
    Bu konu düzelene kadar eposta yöntemiyle hatırlamaya da devam etmeliyiz.
    *******

    'Turkey kelimesi Osmanlı imparatorluğunun son zamanlarında ilk defa İngiliz
    kaynaklarında, biraz da alay ifade ederek kullanılmıştır. 
        Bazı ülkeler kendilerini GREAT=BÜYÜK, ÖNEMLİ - olarak nitelerken Ülkemizin bir kümes

    hayvanının ismi ile anılması kabul edilemez.  Kelimenin iticiliği ve ülkemizi ne şekilde
    ifade edeceği düşünülmeden Adeta ülkemizin isminin İngilizce ifadesi imiş gibi Türkler
    tarafından da kullanılmış ve kullanılmaktadır. Özel isimler bir başka dilde de aynı şekildedir. 
        Bir zamanlar Habeşistan olarak bilinen ülke tüm  Dünyaya adının Etiyopya olduğunu ve bundan
    böyle Habeşistan olarak gönderilen hiç bir postanın alınmayacağını açıklamış ve tüm dünya Etiyopya
    adını kullanmaya başlamıştır.
        Ya Türkiye !, Bir kümes hayvanının adı ile anılıyor. Uluslararası toplantılarda ülkemizi

    temsil eden başta sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere tüm görevlilerin önünde 'HİNDİ' anlamında
    'TURKEY' yazıyor. Bundan rahatsız olmamak mümkün mü ?
        Örneğin Mısır. Bu ülkeye Mısır adını biz veriyoruz. Kendileri Mısır adını kullanıyorlar mı? Uluslararası alanda adı Mısır olarak mı geçiyor. O ülkenin adı 'Mısır Arap Cumhuriyetidir.

    'ikinci adı  yoktur. Arapça yazılışı ile mim , sad ve r harflerinden oluşur ve 'şehir, ülke' anlamındadır. Bizim kullandığımız mısır ile ilgilisi yoktur. Benzerlik nedeniyle ve Türk
    dilinin fonetiği nedeniyle Mısr yerine kullanılıyor. Ama sadece biz kullanıyoruz. İngilizler
    Egypt diyor. Ülkelerden bir tanesi kendi dilinde bize hindi dese dikkate almayabiliriz.
        Bir başka örnek  ise Hindistan. Siz hiç  uluslararası bir toplantıda Hindistan diye bir kelime gördünüz mü? Aynı hata. Hindistan bu ülkeye Sadece Türklerin verdiği bir isimdir.Uluslararası isim değildir. Malezya mal mı oluyor diyenler de aynı şekilde.Bizim ismimiz Türkiye  kelimesi bir ülkenin dilinde başka anlama gelebilir.Bu önemli değil. Bütün dillerde tek tek ülkemizin adının iyi anlama gelmesi gerekmez.
        Ancak bir de uluslararası  ülke  isimleri vardır. Uluslararası toplantılarda bu isim kullanılır. Türkiye'nin uluslar arası toplantılarda adı İngilizlerin söylediği Turkey olarak geçiyor. Varsın İngilizler Turkey demeye devam etsin. Ancak bize Turcia, Turkia gibi Değişik şekillerde söyleyenler

    de var. Onlar da devam etsinler. Ancak uluslararası bir toplantıda ülkemizin adı bizim söylediğimiz şekilde Türkiye olarak geçmelidir. 
        Diyorlar ki Türkiye kelimesinde bulunan ü harfi Avrupa dillerinde yokmuş. Bu nedenle

    sorun oluyormuş. Avrupa Birliği toplantısında Türkiye delegesinin önünde Turkey=Hindi yazarken
    Yunanistan delegesinin önünde bırakın Latin harflerini Yunan alfabesi ile ELLAS yazıyor.
    Yunanlıların hiç bir harfi batı alfabesinde yok. Ülkesini ve dilini seven Yunan delegesini
    kutluyorum. Türk delegesine söyleyecek söz bulamıyorum.
       ASLINDA YAPILACAK TEK ŞEY HÜKÜMETİN BİR AÇIKLAMA YAPARAK 1 YILLIK GEÇİŞ SÜRESİ SONUNDA

    TURKEY YAZILI HİÇ BİR POSTA'NIN KABUL EDİLMEYECEĞİNİ DÜNYAYA AÇIKLAMASIDIR. HABEŞİŞTAN BÖYLE YAPTI. ETİYOPYA OLDU. BİZ BÜTÜN LOGOLARIMIZI TÜRKİYE DİYE YAZSAK DA TURKEY DİYENE ENGEL OLMAYACAKTIR.
    BU NEDENLE RESMEN BELİRTTİĞİMİZ YOL İZLENMELİ.
    Medya ve Hükümeti göreve davet edelim.
    'Republic of Turkey = Hindi Cumhuriyeti' Bu ismi istemiyoruz. 'Republic of Türkiye' olmalı.
        Bu kampanya sonuç alınıncaya kadar sürecektir. Elbet bir gün bu ülkenin adının Türkiye olduğu ve Turkey olarak gönderilen postaların alınmayacağı dünyaya ilan edilecektir. Uluslararası toplantılarda Cumhurbaşkanımızın önünde Turkey (Hindi) değil Türkiye yazdığı günler gelecektir. Sadece eski fotoğraflara bakarken Turkey yazısını görüp 'Ne kadar duyarsız' olduğumuza şaşıracağımız günler gelecektir...
    July 31

    tükenmeye başladı her şey


    Tükenmeye başladı herşey...



    Cümlelerim daha cok devrilmeye basladı son zamanlarda.. .

    Daha hizli cöker oldu,karanlik tozlu...Aksamlarina ...
    Ve daha cabuk tükenmeye basladi hersey..

    Daha bir donuklasti bakislarim..
    Daha agir ilerliyor artik Sensiz her saat...

    Sonsuz her dakika...

    Ve birakmak vazgecemediklerimi. ..
    Daha derinlere inebiliyorum. .

    Artik nefesimi daha uzun tutarken,
    Ve daha sert vuruyorum dibe..

    Cigliklarimi daha az yutarken...
    Daha da sessizlesiyorum gecen her günde...

    Daha da hissizlesiyorum. .

    Her daha cok Sensizlestigimi fark ettigimde...
    Ve gecen her gün biraz daha az Sen kokuyorum.

    Artik yasamak daha zor,biraz daha kutsanmis

    Her geceyi ve ölüm biraz daha yakin..

    Bulamadikca aynalarda,Sende kalan beni...

    Söküp atamadikca icimden bende biraktigin Seni...

    Artik bilerek bekliyorum her henüz gelmeyisini ....

    Ve daha acik secik görüyorum daha fazla gecikisini.. .
    Ve daha cok seviyorum Seni, Seni sevmeyi,

    Seni cok sevmeyi, Seni daha cok sevmeyi.

    Artik daha cok korkuyorum hirpalamaya baska duraklarda buldugum gölgeni.
    Ve sonunda yastigima dagitip rüyalarima hapsettim Seni.
    Hayalin daha canli simdi ve gözlerin daha nemli.
    Daha dayanilmaz artik Seni Sensiz sevmek.
    Ve daha imkânsiz cebimde kalan son Seni birakmak ve tekrar tekrar susmak...

    Kokunu her uyanınca unutmak...

    Ve ben artik daha pervasiz ve Sen daha insafsiz...
    Ve ben daha yalniz... Sen daha duyarsiz.
    Ve ben daha umarsiz... Daha savunmasiz.. . Daha dermansiz.
    Ve Sensiz her sey daha tuzsuz tatsiz ve her yer daha issiz daha bucaksiz.

    özlemimsin



    Şu anda cok uzaktasın, beni düşünüyor musun, bilmiyorum? Ama ben hep seni düşündüm bugün, hiç aklımdan çıkmadın, attığım her adımda, yaktığım her sigaramdaydın....
    Seni öyle cok özlüyorum ki, zaten cok uzaklardaydın, bugün klevyeme dokunan parmaklarım bile sana kavuşamadı...Bugün bir başka hüzün çöktü yüreğime, ne yapsam ,ne etsem silinip atılamadı.

    Seni şimdiden öyle çok özledim ki...İçim acıyor, sanki anlamsız bir keder çöreklendi yüreğime, gitmek bilmiyor...

    Seni öyle çok seviyorum ki, istersen sor bugün benimle olan yüreğime akan gözyaşlarıma sor istersen, yüreğime sor, giderken yanına aldığın yüreğime sor, anlatsın seni ne çok sevdiğimi....ne cok özlediğimi...

    Seni öyle çok özledim ki, sanki bugün yine şehir benimle ağladı...Gözyaşlarım yağmurun kilere karıştı....hava kasvetli, ben bir büyük acı.. senden başka kim bilebilir, çektiğim bu sancıyı?

    Yürüdüm yağmur da, ellerim üşüdü yine....

    Gözyaşlarım, yağmura karıştı....Yüreğim ise sıcaktı, Giderken yanında götürdüğün için o hep ılık bir sevda sıcaklığındaydı.....

    Biliyor musun? ne zaman biri bana canım dese, senin seslenişin kulaklarımda çınlıyor, irkiliyorum, mutsuz musun gene? Gene yüreğin mi acıyor diye düşünüyorum...Ne zaman yalnız birini görsem, senin suliyetin sanıyorum, ne zaman bir ayak izine takılsa gözlerim, yüreğime geldiğin günler de bıraktığın ayak izleri aklıma geliyor, ürperiyorum.....

    Yokluğunda neleri yitirdim... sen yoksan, gül güzel kokmuyor eskisi gibi, ne de güneş içimi isitiyor, ne de yağmurdan sonra toprak kokusu geliyor burnuma, buram buram...
    Yokluğunda neleri yitirdim, sen yoksan artık gülüşüm bile içten değil, şen kahkahalar atanlara imreniyorum hanidir...sen yoksan, ipekler bile dalıyor bedenimi, sakin yanlış anlama.. sitemin sana değil bebeğim, sitemim aşka...

    Sana aşık olmasam, sensiz günlerde böyle mutsuz olmazdım, sen, sen diye yakarıp, sabahlara kadar yıldızları saymazdım...Görüyor musun yokluğunda neleri yitirdim..ama sitemim sana degil...sitemim AŞKA!!!

    SANA NASIL SiTEM EDEBİLİRİM? BEN SADECE SENİ SEVMESİNİ BİLİRİM...

    yar


    Bitti sanmıştım, unuttum demiştim, ömrümün geri kalanını sensiz geçirebileceğim fikrine bile kendimi inandırmıştım!... En büyük yalan, insanın kendine söylediği yalanmış geç anladım. Kaleminden çıkan birkaç cümleyle gözlerimin karşılaşması, yüreğimin seni yeniden hissetmesi, beynimin içine kazınan kare kare resimlerin ve kalabalıklar arasında yaşadığım başıboş dalıp gitmelerim!...

    Seninle yaşadığı bir günü, tüm geçmişine ve geleceğine denk tutan bir ruhu, mahşere kadar taşımak zor gelecek biliyor musun?...

    Öyle ya bir yağmur da, bir göl kenarında, gözlerinden içtim yağmur ve gece kadar yoğun şarabı ben!... Gece senin derinliğindir ben de, yağmur benim yüreğimin sağanakları...

    Aklıma düşmeye gör, en fırtınalı denizde yolunu kaybeden en acımasız dalga olur bakışlarım... Dalgalarımın kayalıklarla buluştuğu an çıkan sesleri duymanı hiç istemem! Canı çok acıyan bir deniz ağlıyor dersin eminim... Seni özledim, anlıyor musun, özledim!!!

    Gördüğüm her kuşun kanadına gözlerimi koyuyorum, bulunduğun diyarlara gelirler de seni görürüm diye...

    Sana " yar" diyorum, " yaralarım" kanıyor...
    Sana "yara" diyorum, tüm sözlerimin öznesi oluyor
    " yar' a"...
    Yara giden yolda kocaman bir yaram var!!
    July 24

    güneşim

     
     
    collage
     
     
     
     
     
    Güneşmi ay` a aşık,
    Yoksa ay`mı güneş`e bilinmez.
    Benmi ay`ım senmi güneş`sin belli değil,
    Yada benmi sana aşığım,
    Senmi bana belli değil.
    Ay`la güneş her an.
    Birbirlerini kovalar giderler.
    Her an sıcaklıklarını hissederler.
    Ne zaman ayrıldıkları bilinmez,
    Ama onlar birbirlerini seviyor.
    Kavuşacakları günü beklerler,
    Her an her saniye.
    Belki sen ay`sın bende güneş,
    Belki kavuşuruz.
    Bir gün benim sıcaklığım yakacak seni,
    Yada senin ışığın çekecek,
    Beni sana bilinmez.
    July 11

    ufak bir hatırlatma

     
    Photo-0334
     
     
    Çocuklarını hayırlı bir evlat olarak yetiştirmeye gayret et ki, millet de sizi hayırla yad etsin.

    SEVGİLİ GELİN HANIMLAR!…

    1. Beyine hoşlanacağı isim ve sıfatlarla hitap et!


    2. Onun sevdiği yemekleri güzel yap ki, evini özlesin.
    3. Beyin evden çıkarken onu uğurla; akşam döndüğünde güler yüzle karşıla!
    4. En çok güzel görünmen gereken kişinin beyin olduğunu bil!
    5. İffetini ve hayanı muhafaza et. En güzel elbisenin takva elbisesi olduğunu unutma; her işimizi murakabe eden Allah(celle celalüh)’ı düşün!
    6. Sevgini beyinle ve çocuklarınla paylaş. Evinin direği ol! Beyin evde olmadığı zaman gözü arkada kalmasın.
    7. Beyine her fırsatta teşekkür etmeyi unutma! Gücü yetmeyeceği külfetin altına sokma, başkalarına da şikayet etme!
    8. Beyini işlerini makam ve mevkisini bil! Sevincini ve üzüntüsünü paylaş!
    9. Beyinin izni olmadan ve onun müsaade etmeyeceği yerlere gitme!
    10. Tutumlu ol! Müsrif olma. Zor zamanlarda da isyan etme!
    11. Temiz ve tertipli ol. Beyinin elbiseleri de temiz ve ütülü olsun.
    12. Beyinin akrabalarına ve onun sevdiklerine yedirip içirmekten kaçınma. Onlara güzel davran!
    13. Kayınvalideni tecrübeli bir anne olarak sev ve say ki, beyin üzülmesin.
    14. Annenin evine gereksiz ve aşırı gitme ki, evdeki işlerin aksamasın.
    15. Çocuklarını hayırlı bir evlat olarak yetiştirmeye gayret et ki, millet de sizi hayırla yad etsin.

    SEVGİLİ DAMAT BEYLER!…

    1. Evinden çıkarken hanımına Allah(celle celalüh)’a ısmarladık diyerek çık. Onun gönlünü hoş tut!

    2. Pencerelerden yolunu gözletme, vakitlice evine gel!
    3. Dışarıda yediğinden içtiğinden evine de getir!
    4. Hanımının kusurlarını başkalarına anlatma!..
    5. Evini harçlıksız bırakma, onları kimseye muhtaç etme!
    6. İş hayatının sıkıntılarını eve yansıtma! Evde sevinç olsun.
    7. Düğüne yada gezmeye gittiğinde mümkünse hanımını da götür!
    8. Evine geldiğinde selamla ve güler yüzle gir ki, ev halkı senin geldiğine sevinsin.
    9. Evini Kuran’sız, kitapsız ve namazsız bırakma! Sabah namazına kalktığında ev halkını da kaldır ki, rahmet ve bereket gün boyu sizinle olsun.
    10. Gayretli ol, kıskanç ol! Ancak tecessüs etme, su-i zan ile hareket etme! Ayıp ve kusur araştırmakla meşgul olma!
    11. İnsaflı ol; hanımının gücünün yetmeyeceği işleri ondan bekleme. Gerekirse ona yardım et.
    12. Kararlarında hanımınla da istişare etmeyi unutma!
    13. Beklenmedik anlarda sürpriz hediyelerle gönül almasını bil!
    14. Dünya evine girmek, dünyaya dalmak olmamalı; Ahiretini unutma! Din, vatan ve insanlık için çalışmayı terk etme!
    15. Şunu bil ki, az olan helal kazanç, çok olan haram kazançtan hayırlıdır. Haram lokma yeme, hanımına ve çocuklarına da yedirme!

    dikkat

     

    Photo-0334

    1) amerikalı gibi giyinen, Fransız gibi eğlenen,İngiliz gibi yemek yiyen, Alman gibi yaşayan, yaşantısına ve düşüncelerine baktığınızda da, karşınıza tam bir batı hayranı olarak çıkan insanlar MİLLİ MANEVİ DEĞERLERE sahip çıkması düşünülebilirmi?
    İsviçre medeni kanununa göre doğarız evleniriz, çoluk çocuğa kavuştuk Fransız ticaret kanununa göre ticaretimizi yaptık. işlenen suçlara karşı İtalyan Ceza Kanunlarına göre müeyyide uyguladık Şimdi de Avrupa birliği yasalarına göre her şeyimizi Tanzim ediyoruz

    900 Yıl Dnyayı yöneten  Müslüman Türk Milletinin Mili Ve Manevi Değerlerini Yok Saydık 900 Yıl Dünyayı yöneten Müslüman Türk Milletinin milli ve manevi değerlerindensadece cenaze teşrifatını aldık Öldüğümüzde İslamı Hatırlar Olduk

    2)  Bu siteyi açmamdaki sebep dine saldıran zavallıları sizlere tanıtmaktır bilmediklerinizi gizlenen gerçekleri hak dostlarına yapılan zülümleri, ülkemiz üzerinde oynanan oyunları yazılamayan yazıları islam dinine saldıran yobazları elimizden geldiğin ceye kadar sizlerle paylaşacağız

    3) bana tehdit meilleri atanlar yorumlarda küfredenler kendilerine kemalist, laik, demokrat diyen zavallılar ben nasıl burada bırşeylerı paylaşıyorsam insan gibi sizler de görüşlerinizi paylaşabilirsiniz ama sizin insanlıkla bir bağınız yok bunu beceremessiniz sizler değilmisiniz namazını kılana yobaz diyen başını örtene geri kalmış örümcek kafalı diyenler sizler değilmisiniz adalet bunun neresınde işinize geldiği zaman diyorsunuz demokrasıden bahsedıyorsunuz soruyorum size üniversitelerde başı örtülü diye görmediği rezillik kalmıyor adalet bumu  yaşlı insanlar kimliklerinde resimleri örtülü diye hastanelerden kovulmadımı bu insanların suçu neydi üniversitelerde alem yapmak içki içmek zina yapmak her türlü pisliği yapmak serbest allahın emrettiği başörtüsünü takmak yasak bunun anlamı

    İSLAM ÜLKESİYİZ AMA GAVURLARIN KONTROLUNDEYİZ BATININ KÖLESİ OLMUŞUZ

     100 de 99 u müslüman denilen bir ülkede din yoksulu beyinsiz kafirler istedikleri yasaları çıkartıyor kimsenin sesi çıkmıyor ne kadar aciz ne kadar zavallı bir toplum haline getirildik kardeşler kendimize gelelim ne olur uyanalım batının kölesi olmayalım nefsimizin esiri haline gelmeyelim sokaklarda anadan doğma çırıl çıplak gezmek heryerde dolaşmak serbest ama bizizm bacılarımız analarımız örtüleri yüzünden hastanelere, üniversitelere alınmıyor sorgula bu düzeni esiri kölesi olmayalım  biz osmanlı torunlarıyız bizler islam erleri mücahidleriyiz

     YIK ŞU KÖLE DÜZENİNİ AYAKLAR ALTINA AL BU KÖLE DÜZENİNİ HAK GELECEK BATIL ZAİL OLACAK ALLAHIN İZNİYLE SELAMLAR OLSUN OLSUN DAVA DOSTLARINA SELAMU ALEYKUM

    İletişim Önerileriniz Bize İletebilirsiniz  Allaha Emanet Olun